Aleviler İbadet Eder Mi?
Kayseri’nin sokakları, gündüzleri sıcağın içinden nemli nemli sıyrılıp akşamları o soğuk rüzgarla özlemlerini gideren bir kasaba gibi. İçimi saran bir yalnızlık var bu şehirde. Ama yalnızlık derken öyle hüzünlü bir şeyden bahsetmiyorum, daha çok kendi iç yolculuğumun derinliklerinde kaybolduğum bir halden. Bu yazıyı yazmak için oturduğumda, bir anda gözlerimde canlanan o eski hatıralar gelip beni boğuyor, ama belki de bu hikâyeyi anlatmak için bunlar gerekli.
İbadet ve Alevilik: Bir Sorunun Arkasında
Bir arkadaşımın sorduğu bir soru vardı. “Aleviler ibadet eder mi?” İşte bu soru kafamı öyle bir karıştırdı ki, düşündüm, düşündüm ve sonra hiç beklemediğim bir şekilde cevap verdim: “Evet, ederler, ama onların ibadeti diğerlerinden farklıdır.”
Bir şeyler yanlış mı söyledim? Belki de insanlara ya da kendi iç dünyama açıklama yapmakta başarısız oldum. Benim büyüdüğüm evde hiç camiye gitmeyen, oruç tutmayan bir babanın yanında, dua okuyan bir annem vardı. Ama annem de, babam da, hep bize dua etmenin veya bir Allah’a yalvarmanın çok başka bir şekilde olabileceğini gösterdi. Alevilik, bunun her zaman bir öğreti olmadığını, bazen duygularla, bazen içsel bir muhasebe ile yapılması gereken bir şey olduğunu anlatıyordu.
Geçmişin o kadar iç içe geçtiği bir noktadayım ki, hala aklımda o akşamdan kalma sesler var. Babam, oracıkta, sessizce bir tür dua okurken, annem mutfakta ellerini yıkıyor, yavaşça dua ediyordu. O anı hatırladığımda, dua etmeyen biriyle dua eden birinin arasındaki farkı tam olarak anlatmaya çalışmak bile zor. Çünkü bir kişi yalnızca “yapıyor” ve öbür kişi gerçekten “oluyor.”
Bir Akşam, Bir Dua ve Bir Büyü
Bir akşam, tam Ramazan ayında, evimizde garip bir sessizlik vardı. Bütün mahallenin evlerinde oruç açılıyordu, sesler birbirine karışıyordu. Bizim evde ise, biraz daha farklı bir atmosfer vardı. Annem, o eski geleneklere uygun bir şekilde, bizim evin içinde önce mumları yakıp, sonra içeriye “huzur” getiren bir dua okuyordu.
Babam, bir köşede, o kadar sessizdi ki, varlığını neredeyse hissedemiyorduk. Ama babam ne zaman sessiz olursa, içindeki düşünceler ve duygular yüzünden o kadar belirginleşirdi ki, bir şekilde onun o anki ruh halini anlamadan geçmek zordu. Bu akşam da aynıydı, babam hiç konuşmadı. Ama bir şeye odaklanmıştı.
Birden babam, son zamanlarda sıkça bahsettiği dedesinin öğretilerini anlatmaya başladı. “İbadet yalnızca bir zaman dilimi değil, içindeki anlamı doğru anlamakla ilgilidir” dedi. “Bazen tek başına bir bakış bile dua olabilir.” O an, babamın söylediği her şeyin içinden bir anlam çıkarmak istedim. Acaba gerçekten bir dua, sadece sözler mi gerektiriyordu? Hangi ibadet daha samimiydi: “Yapılan” mı, yoksa “duyulan” mı?
İçimde büyük bir kaybolmuşluk vardı. Bir tarafım, Alevilikteki “ibadet etme şekli” ile kendimi daha çok buluyordum, diğer taraftan ise çevremdeki insanların gözlerinden anlamadığım bir şeyler vardı. Onlar bizden farklıydı, biz de onlardan. Ama bu fark, kesinlikle bir bölünme ya da yabancılaşma değildi. Aslında bu bir çeşit insanın kendi içsel arayışının bir parçasıydı.
Bir Gece, Bir İhtiyaç ve Bir Umut
O gece, birden içimde bir ihtiyaç oluştu. Zihnimdeki sorulara bir cevap bulmak istedim. Aleviler ibadet eder mi? Bu basit ama derin soruya odaklandım. Anlamalıydım. Hemen akşam namazını kılmaya karar verdim ama farklı bir şekilde. Babamın bana verdiği öğütleri hatırlayarak, bir insanın Allah’a nasıl ulaşabileceğini düşündüm. Bunu ben kendi yolumda yapmalıydım, kendi içimden yükselmeliydi.
Bir saat sonra, evdeki sessizlik içinde sadece mum ışığı ve düşündüklerim vardı. Zihnimde dua okuma fikri dönüp duruyordu ama farklı bir şekilde. Gözlerimi kapattım ve dedemi, anneannemi, o eski köyümüzü hatırladım. Alevilik, bana göre bir inançtan çok daha fazlasıydı: O, bir ruhsal deneyimdi.
Fark ettim ki, Aleviler ibadet etmekten asla vazgeçmediler. Çünkü ibadet, gözle görünmeyen bir şeydi, belki de hissetmekle ilgiliydi. Onlar, kendi yollarını bulmuşlardı. İçlerinde duydukları ses, dışarıdan duyduklarından daha güçlüydü. Alevilik, belki de bana “gerçek” dua ve ibadetin, birer formalite olmaktan öte, ruhun derinliklerinden yükselen bir çağrı olduğunu öğretmişti.
Sonuç: İçsel Bir İbadet
Bir zamanlar cevapsız kalan soruya, bir an önce net bir cevap bulamamış olsam da, şimdi şunu söyleyebilirim: Aleviler ibadet eder. Ama onların ibadeti, kelimelerden, camilerden ya da minberlerden bağımsızdır. O ibadet, her an içimizde büyüyen, bize ait bir şeydir. Her nefeste, her düşüncede, her adımda vardır. Onlar, ibadeti yalnızca duygularıyla, ruhlarıyla gerçekleştirirler. Yani evet, Aleviler ibadet ederler, ama bu ibadet, kalpten gelir, duygulardan akar, ve en önemlisi insanın içsel dünyasında vücut bulur.
Bugün hala, Kayseri’deki o eski evde, annemin dua okuduğu o sesleri duyabiliyorum. Yıllar sonra bile, onların anlamını keşfetmek ve bana kattıkları ile yolumu bulmak… Galiba, ibadet bir şeylerin sadece yapılması değil, yaşanması gerektiğini bana öğretti.